Yazar: admin

Ruhu Naif, Kalbi Özel Kadın için…

Bugün dünya kadınlar gününe özel aldım kalemimi elime… Çünkü Peygamber Efendimiz (Sav) der ki; “bir kadını değiştirirseniz toplum değişir, bir erkeği değiştirirseniz sadece kendi değişir”. Bunu izninizle bir metaforla anlatmak isterim. Bir evi inşa ederken temele attığınız malzemeler evin sağlamlığını belirler. Kolonlar güçlendirir, tuğlalar şekillendirir ve dekoratif dokunuşlar ise tamamlayıcı unsurdur o evin oluşumunda. Örnekteki ev diye bahsettiğim toplumdur, toplumu oluşturan temel ise “Kadındır”. Kadınını mutlu ettiğinizde o toplum huzur ve güveni inşa edebilir.

Çünkü kadın insana şekil veren ahlaki unsurları öğreten kopilottur. Toplumu oluşturan bireylere doğru insan olmayı ilk öğreten öğretmendir kadın. Bildiklerini öğrettiği gibi bilemediklerini de hal diliyle öğretendir kadın. Neden mi? Dünyada canlı cansız bütün nesnelerle kurduğumuz ilişkilerin temelinde annemizle kurduğumuz ilişki yatar. Ve yetiştirdiği insana kattığı ahlaki değerler ise “insan olma” “ bireyin kişiliğini oluşturma ve tamamlama “ sürecinde yadsınamaz bir öneme sahiptir. Evi yani toplumu inşa ederken temelde kullandığımız malzemelerin doğruluğu, sağlamlığı ve kalitesi, Kamil insan ve kendini gerçekleştiren olgun bireyler olmamızı sağlar. İşte kadın toplumu inşa eden temel yapıdır.

Örneğimde belirttiğim kolonlar nedir peki? Tabi ki de “Baba” dır. Anne toplumu ayakta tutarken bunu babadan aldığı sevgiyle, ilgiyle ve değerli olduğunu bilmeyle yapar. Çünkü kadınlar bu saydığım duygularla beslenir çiçeğin güneşe, suya, toprağa ihtiyacı olduğu gibi…

Kolonlar yani babalar güçlendirirken evlatlar çoğala çoğala toplumun tuğlalarını oluşturur. Evin dekorasyonu ise artık toplumda yetenek ve becerilerini sergileyen mutlu bireylerin mozaik yapısıyla ürettiği eserlerdir. İşte bu çıkardığımız eserler toplumu toplum yapar. Bu yüzden bir kadını değiştirirseniz toplum değişir, işte bu yüzden mutlu toplum mutlu annelerle oluşur. Mutlu ve huzurlu toplum için annelere ve kadınlara lütfen sevgiyle dokunun… Hem yüreğine, hem dünyasına, hem duygularına dokunun ki değerli olduklarını sadece dünya kadınlar gününde değil her gün hissetsinler.

Sevgiyle kalın

Wisc-r Zeka Testi Uygulayıcı Eğitimi

Psikoloji Eğitimleri kapsamında Gölcük Kocaeli’de da düzenlenecek olan “Wisc-r Zeka Testi Uygulayıcı Eğitimi” nin ayrıntılarına ilişkin açıklamalar;

Eğitiminin Amacı

Eğitimde Katılımcılara Wisc-r zeka testi nin içeriği ve uygulaması hakkında bilgi ve yetkinlik kazandırmak ve eğitim sonrasında wisc-r zeka testini uygulama, değerlendirme ve raporlama yeterliliğine sahip olmalarını sağlamak.

Wisc-r Zeka Testi Eğitim Programının İçeriği

Türkiye’de standardizasyonu, geçerlilik ve güvenilirliği yapılmış en önemli zeka testlerinden birisi olan WISC-R testi 6-16 yaş grubu bireylere uygulanır ve bu yaş grubundaki bireylerin zeka bölümünü ortaya çıkarır.6 sözel, 6 performans olmak üzere 12 alt testten oluşan WISC-R testi sonucunda bireyin sözel, performans ve genel olmak üzere üç zeka bölümüne ait değerlendirme sonuçları elde edilir.

Wisc-r Eğitim Programı

Testin kullanım amaçları ve alanları
Test Öncesi Standart Yapılması gereken değerlendirmeler
Alt testlerin tanıtımı
Yönergenin öğretilmesi
Test Uygulama Pratiğinin eğitim ortamında gerçekleştirilmesi
Test sonuçlarının analizi ve değerlendirme kriterlerinin öğrenilmesi
Test sonuçlarının yorumlanmasında dikkat edilecek belirgin kriterlerin verilmesi ve yorumlama becerisinin kazandırılması
Raporlamada dikkat edilecek kriterlerin verilmesi, rapor örneklerinin sunulması ve raporlama becerisinin kazandırılması

Eğitimi Veren Uzman
Klinik Psikolog Enis Turgut

Kimler Katılabilir
Üniversitelerin Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik ile Psikoloji Lisans bölüm mezunları,PDR ve Psikoloji yüksek lisans öğrenci ve mezunları,PDR ve Psikoloji bölümlerinin 3. ve 4. Sınıf öğrencileri ve mezunları katılabilir.(Diploma Örneği Kayıt Sırasında Teslim Edilecektir)

KATILIM 15 KİŞİ İLE SINIRLIDIR.

Eğitim Tarihi
3 Haziran 2017 Cumartesi /   Saat: 09:00 – 17:30
4 Haziran 2017 Pazar   /   Saat: 09:00 – 17:30
Eğitim Yeri 
Asal Bireysel ve Kurumsal Danışmanlık Merkez MH. 31. Sok.Doğa İş Merkezi No:6 Kat:1 Daire:4 Gölcük/Kocaeli
Eğitim Kontenjanı
15 kişi ile sınırlıdır. Örnek uygulamalar ve vaka tartışmaları yapılacağı için kişi sayısı sınırlı tutulmuştur.
Sertifika
Eğitim sonunda Wisc-r Formatorü tarafından Asal Bireysel ve Kurumsal Danışmanlık Merkezi onaylı Katılım Sertifikası verilecektir(Eğitimden sonra 2’şer uygulama yapanlara Uygulayıcı Sertifikası ayrıca gönderilecektir).
ÜCRET 990 TL
TEST ÇANTASI EĞİTİME KATILANLARA ASAL PSİKOLOJİ TARAFINDAN ÜCRETSİZ HEDİYE EDİLECEKTİR.
* Eğitim bedelinin 350 TL sini ön kayıt bedeli olarak yatırdıktan sonra kalan kısmı eğitim günü elden ödeyebilirsiniz.
KUVEYT TÜRK BANKASI GÖLCÜK KOCAELİ ŞUBESİ( Asal Bireysel ve Kurumsal Danışmanlık Adına)
İBAN:TR540020500009409151900001

Bankaya ödeme yaparken katılımcı isminin belirtilmesi gerekmektedir. Ödemenizi tamamladıktan sonra info@asalpsikoloji.com adresine veya 02624000027-05322270878 nolu telefonlara ödeme bilginizi bildiriniz.
*Ücret yatırılmadan yapılan kayıtlar ön kayıt hükmündedir. Eğitime başlamadan önce ön kayıt bedeli ya da ücretin tamamının yatırılması gerekmektedir.
*Eğitim başlama tarihine 7 gün kaldığında eğitime katılım iptali ve eğitim ücreti iade talepleri kabul edilmemektedir.
*Herhangi bir sebepten dolayı, eğitime katılamayan kursiyer en az 3 gün önceden bilgi vermek kaydıyla bu hakkını bir yıl süreyle  başka bir tarihte düzenlenecek olan eğitime katılmak sureti ile saklı tutar.
*Asal Psikoloji hiçbir neden belirtmeksizin eğitimi iptal etme hakkını kendinde saklı tutar.Eğitimin iptali halinde ödemelerini yapmış olan katılımcıların ücretleri iade edilir.
*Asal Psikoloji,eğitimlerin iptal edilmesi durumunda katılımcıların uğrayacağı ulaşım, konaklama ve diğer hiçbir zarardan sorumlu değildir.

Çocuklarımıza Mahremiyet Nasıl Anlatılır?

Her anne, baba, öğretmen ve yetişkin insanların izlemesi gereken önemli bir konu. Çocuklarımıza mahremiyet nasıl anlatılır öğrenmeniz için kaliteli bir video…

Öfkelenince Neden Bağırırız

Hintli bir ermiş öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş.

Öğrencilerden biri “çünkü sükûnetimizi kaybederiz” deyince ermiş “ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız?” diye tekrar sormuş.

Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: “İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır.

Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.”

“Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır.

Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır.

Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.”
Daha sonra ermiş öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: “ Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin.

Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz.”

Kimlik ve Kişilik Oluşumu

Kimlik ve kişilik oluşumu direkt olarak bulunduğunuz ortamda empoze edilen şeylerdir daha sonra bu empoze edilen bilgileri siz aklileştirerek savunmak durumundasınız.

Bu bir inanç değer yargıları eşyayı yorumlama şekliniz evreni yorumlama şekliniz iki dönemde netleşir.

Birincisi iki üç yaş arasında bir yaşından sonra ikincisi ergenlik dediğimiz on üç yirmi yaş arasındadır. Bu ne demektir.

Bu fiziksel bir ihtiyaç aslında fizyolojik bir ihtiyaç psikolojik bir ihtiyaç ne derseniz deyin.

Yani etrafta bulunan malzeme ile ne tür ilişki kuracağına karar vermek isteyen bir bebek bir kaosun içine düşer masa ne işe yarar sandalye ne işe yarar koltuk ne işe yarar tuvalet mutfak ne işe yarar bunlar yenilir mi içilir mi yutulur mu ne zaman hangi süreyle ne kadar iletişim kurulur.

Bu kaostan bebeğin kurtulabilmesi için model olan etrafındaki anne ve babanın o eşya ile nasıl iletişim kurduğunu görür.

Eğer anne babanın tercihleri o eşya ile iletişim şeklinde özel bir model oluşturmuşsa o model çocuk tarafından içselleştiriliyor.

Kişiliğinin temel yapısı oluyor. Ne demek kişiliğin temel yapısı bir masayla bir sandalyeyle yani dışarıdaki herhangi bir nesneyle diğer bir insanla iletişim şekli on iki tane kalıp altındadır.

Dünyadaki bütün yedi milyar insanı şuraya toplayalım bir nesneyle diğer bir insanla ortalama ilişki şeklini on iki tane gruba kümeye ayırabiliriz.

Bunun alt kümleri olabilir ama bu on iki küme nedir. Anne ve babanın birbirleri ile ilişki şeklini veya gelen misafirlere veya yakınlarla ilişki şekilleri çocuk tarafından içselleştirilmesidir.

Yani kişiliğin ilk oluşum sürecidir. Böyle çok gurur duyduğumuz kişiliğimiz var ya hepimizin kendin beğendiği.

Goethe’nin dediği gibi vay bu Allah ne kadar adaletsiz demiş kızmış, kızmış daha sonra şehre dolanmaya çıkmış insanların kimi aptal kimi ahmak kimi başarılı kimi becerikli kimi beceriksiz ya siz kendinizden ve aklınızdan memnun musunuz demiş insanlara çok memnunuz demişler bir daha dünyaya gelsek kendi aklımızı isterdik dönmüş yukarıya ya rabbi ne kadar adil davranmışsın sen.

Evet, herkesin kendi tasarımı kendi için müthiştir.

Başkalarının gözünde alçak ya da yüksektir. Bu on iki kişilik örüntülemesi birincisi paranoid yapı şüpheci anne babanın çocuğu şüpheci olacaktır.

Güvensiz olacaktır. Pencereye güvensiz yaklaşıyor kapıya güvensiz yaklaşıyor gelen insana güvensiz yaklaşıyor tüm mimik jest ve davranış hareket duygu sezgi hep bunu veriyor çocuğa ve çocuk bu oluyor.

Şizoid yalnız başına yaşamayı tercih eden insan sosyal ilişkileri yok izole bir hayat asosyal yapı. Çocuk bunu öğreniyor ve bakıyorsunuz sınıfta yalnız başına duran bir çocuk. Okullara giderin bazen ilkokulların kenarından bakarım çocuklar cıvıl, cıvıl ama aralarından bir kaç tanesi kendi aralarında yalnız başına dururlar onlar gruptan hoşlanmazlar tek başlarına bulunmak onları rahatlatır.

Çünkü anne babaları da öyledir. Üçüncü grup şizotipal nesnelerin elle tutulur gözle görülür beş duyu ile algılanır bir ortamda olduğunu bilen bir yapı ailede bir problem yoktur ama aile bir takım ruhsal varlıklardan bahsediyor büyü diyor sihir diyor nazardır cinlerdir perilerdir cadılardır.

Çocuk masa da ve şu ortamda bulunan varlıkların ötesinde bir takım garip varlıkların onun hayatına müdahil olabileceği şeklinde bir ortamda yetişir ve ondan korunmak içinde bir takım anne babanın garip davranışlarını izliyor. Nedir tütsüleme kurşun dökme muskalar yazdırma bir takım ritüelleri yerine getirme ve çocuk bunlarla korunduğunu kabul ediyor.

Amerika’da da var Japonya’da da var Türkiye de, de var herkesin kendi inançlarına ve kültürel atmosferine uygun olarak ama tablo aynı her yerde şizotipal acayip insanlar. İkinci grupta narsistik bencil sadece kendini beğenmiş kendine tapınan insan tipi ya annenin çocuğum bu şekilde kutsaması veya aile bireylerinin model olarak narsist yapı içersinde bulunması.

Her şeyi hak etmişlik duygusu içinde bulunması. Anti sosyal vicdanı yok haz var hazzı tatmin için polise yakalanmadan devlete yakalanmadan her şey mubah. Anne baba böyle birini tercih ediyor. Oğlum diyor bugün iyi gasp yapabildin mi pazaryerinden iyi cüzdan yürütebildin mi? eğer polise yakalanmadan yürüttü ise evde kutlama yapılıyor şişeler açılıyor. Böyle bir hayat.

Anti sosyal yapı psikopat dediğimiz yapı, genellikle cezaevlerinde bunlar çünkü. Diğer bir yapıda borderline yapı, kendini iyi ve kötü hisseden yapının dört beş yaşlarında sistemin kapanmaması yarım kalması hayat boyunca hep kendini dışarıdan aynalandığında iyi hissettiğinde iyi kötü bakışları olduğunda kendini kötü hisseden insan.

İyi olduğu zaman müthiş iyi, kötü olduğu zaman müthiş kötü.histironik yüzeysel duyguları var anne baba yüzeysel derinliğine ilişkiler kuramıyor. Kahkahaları yüzeysel ağlaması yüzeysel insan ilişkilerinde bir sığlık var. Derinliğine bir ilişki derinliğine bir dostluk kurma becerisi yok anne babanın çocukta onları modellediği için diğer insanlarla ilişkilerinde hep yüzeysel ilişki içerisinde şurada sizin köpeğiniz öldü diye arkasını döner beş dakika sonra kahkahalardan kırılır.

Şurada sizin annenizin ölümüne çocuğunuzun ölümüne sizden daha fazla kahrolduğunu söyler köşeyi döner dönmez bir başkasının anlattığı fıkraya kahkahalarla güler. Onun için gayet doğaldır. Değişkendir. Diğer bir kişilik örüntüsü bağımlı kişilik anne baba birbirine bağımlı, bağımlı birbirlerinden ayrı hareket edemiyorlar.

Çocukta hayatta hep birilerine bağımlı olma mecburiyeti hissediyor. Çekimser kişilik nane baba çekimser korkak ürkek çocuk çekimser oluyor. Anne baba mükemmelci obsesif kumpulsif ayrıntıcı mükemmelci kurallar müthiş. Evet, içeriye girdiği andan itibaren şu çizgiyi geçemezsin ayakkabı şurada çıkarılacak manto ceket buraya asılacak.

Eller yıkandıktan sonra içeriye gireceksin hiç bir yerde toz yok her şey simetrik böyle bir yerde çocuk mükemmelci obsesif kumpulsif olacak yani duygular mühim değil kuralları yap yeter. Kuralların çocuğu. Pasif agresif tepki gösterecek ama pasif duruyor. Gandi yöntemi self defeating başkaları için kendini heder ve kurban ediyor ama kendi için hiç bir şey yapmıyor bunlar ana kişili örüntülerinin çocuk tarafından modellenmesidir. Çocuk bu modelleri aldıktan sonra nesne ile ilişkisi kolaylaşır.

Çocuk artık anlam kazanmıştır. Artık neye nasıl davranacağı bellidir kaostan kurtulmuştur. Ne zamana kadar ergenlik dönemine kadar. On üç yaşına geldi çocuk kıyamet kopar. On iki on üç yaşlarında kıyamet kopar ne olur. Her şey patlar bir kere hormonal yapı bir anda değişir. Vücudun fiziği değişir zihnimizde kendilik tasarımı on iki yaşında on üç yaşında küçük bir çocuk yaramaz afacan ne derseniz. Ama bu iki yılda boy atmış diğer insanlar adam gibi bakıyorlar. eşşek kadar adam olmuşsun utanmıyor musun böyle gitmeye.

Ya ben daha çocuğum ama fark ediyor ki içerdeki tasarımıyla dışarıdaki insanların bakışları farklılaşmış boy atmış vücudu büyümüş semboller seks karakterleri çıkmaya başlamış hanım kızımız göğüsleri olmaya başlamış delikanlının hafif sivilceleri tüyleri çıkmaya başlamış. Ve insanlar bunun farkında oluveriyorlar ama o buna hazır değil ki her şey yıkılıyor işte bu dönemde hormonal pompalamayla beraber cinsel duygular ve cinsel yapı aktifleşiyor.

Karşı cins önem arz ediyor. İşte bu dönemde bir yaşındaki çocuğun isyanı gibi ikinci bir isyan hakkı tanınıyor.

Oğlum kızım dünyayı tanıdın bilgilerin yeterli artık yeniden kendini istediğin gibi inşaa edip yapılandırabilirsin. Sana ikinci bir fırsat tanıyoruz. Yaş on iki on üç. On iki on üç yaşlarında çocukların yaptıkları ilk şey ebeveynlerine isyan etmektir. Aynı bir yaşında olduğu gibi. Bırak benim hayatıma girme karışma benim hayatıma dünyanın en iyi anne babası olsanız o dönem isyan dönemidir.

Çünkü yapı böyle bir epigenetik açılım gösteriyor. Ben tek ve özerk olmak istiyorum. Tamam, beni büyüttünüz yetiştirdiniz yedirdiniz içirdiniz ama gölgenizi istemiyorum üzerimde çekin ellerinizi utanıyorum sizden. Anne babalar bana geliyorlar yav bir dediğini iki etmiyoruz odasında her şeyi var inan ki canımızdan kıymetli ama bir aksileşti bir tersleşti biz bir diyoruz o iki diyor biz iki diyoruz o bir diyor. Olmaz böyle bir şey. yav doktor bey dışarıda soğuk hava dışarıda yağmur yağıyor. Oğlum şu montunu giy kızım şu kabanını giy.

Tam giyerken çıkarıp yere vurup çıkıyor olmaz ki böyle şey. Ne yapıyor aslında delikanlının hanım kızın tek bir derdi var.

Kimsenin üzerinde iktidar gölgesi olmadan hayatını kendi belirleyebildiğini kendine ispat etmeye çalışıyor. Kontrol ettikleri her şey çocuğun tepki göstermek zorunda olduğu datadır. Kontrol etmek istemedikleri şeyle çocuk ilgilenmez. Bakar hangi alanlarda benim üzerimde kontrol var.

Ders çalışmamı ders çalışmaz gelme saatimi geç gelir uykudan uyanma saatimi geç uyanır.

Yatma saatimi geç yatar neyse sizin istediğiniz onun tersini yapabilme gücü bulacak ki. Hayatı size rağmen ayrı bir varlık olarak sürdürebileceğine olan yetisi ve inancı pekişsin. İşte bu dönemde anne babalar olgun bir şekilde karşılasalar daha büyük şeylerden koruyacak şekilde takip eder ama onun özgürlük alanını ona bırakırlarsa bu dönem sesiz ve sakin atlatılır.

Bu dönem çocuğun ebeveyne karşı tepkisellik dönemidir. Kimlik dediğimiz şey kişilik dediğimiz şey veya değer yargıları dediğimiz şey anne ve babanın dediğinin tersini yapmaktır.

Anne babayı gıcık etmek için onun inandığı değer verdiğinin tersine sahip olmaktır. Burada çocuk rol denemeleri yapar. Henüz ne olduğunu kendi bilmemekte ama bir çepere ihtiyaç var bir kimliğe ihtiyaç var. İşte kimliğin oluşum evresi bu on üç ile yirmi yaş arasında bir, bir sıvı düşünelim sıvı içine koyduğu nesne tasarımları o güne kadar getirdiği tüm tecrübeler.

Onu bir kaba koyacak bu kap farklı kaplardır şişe yani kimlik şekillenmesi ben neyim diye kendini tanımlarken kendini tanımlayacağı bir kaba ihtiyaç vardır. Ben özgürlükçüyüm ben hümanistim ve yardımseverim mütevazıyim ben hayvanlara aşığım ben doğa dostuyum ben milliyetçiyim ben dinciyim neyse onun bir çepere ihtiyacı vardır.

Bu çeper evreni anlamlandırmada onun işini çok kolaylaştıracaktır. Bu dönemlerde çocuklar hem ailelerinden aykırı düşünmek hem de rol denemeleriyle toplumun kabul edebileceği bir rolü başarmak o rolün kalıcılığını temin etmek hem de dünyayı anlamlandıracağı bir dünya görüşüne sahip olmaktır. Her toplumda bu dönem bu şekilde olmaktadır.

İşte biz bu dönemimizde anne babamız ve etrafımızdaki bireyler ve insanlar bizi çok sakin dinleyebiliyor değer veriyor bir fikrimiz tartışmaya açabiliyor yargılamıyor işte o zaman biz hissediyoruz ki biz bir değeriz biz bir bireyiz. Cidden alay edilmeden dalga geçilmeden aynı diğer insanlara yapıldığı gibi kendisine bir muamele yapılıyor.

İşte bu değer olma birey olma özerk olma duygusu yavaş, yavaş içselleşiyor. O dönemce çocuk rol denemelerinde kendini tanımlayacak futbolcudur çalışkan öğrencidir resim yapandır müzisyendir iyi koşandır temizdir tertiplidir yaramazdır afacandır kahramandır sinemadan anlayandır doktor olacak olandır mühendis olacak olandır avukat olacak olandır ticaret yapacak olandır.

Ne yapıyor bir sürü rolleri deniyor. Bu dönemlerde on beş gün sürer bir hafta sürer bazen bir gün sürer. Ben bu dönemde bir saz merakım olmuştu gitmiştim harçlığımla bir saz almıştım. Böyle acayip saz çalacaktım.

Kucağıma aldım sazı fakat öyle sazın tellerine vuruyorum ama o radyodaki gibi çıkmıyor ses ben hemen çıkacak zannediyordum bir iki uğraştıktan sonra yarım saat sonra o işin bana göre olmadığını anladım. Baştan tabi aileniz panikliyor on iki on üç yaşında bir delikanlı sazcı mı olacak yani doktor olmasını mühendis olmasını beklerken anne baba şekil vermeye çalışıyor.

Belki üzerime baskı kurup sakın haa saz çalmayacaksın deselerdi bugün iyi bir saz üstadı olabilirdim. Böyle bir rol işte böyle rollerden birtakım rollerden toplum tarafından onaylanıp değerli bulunup ta takdir edilirse bu rol kalıcı bir role dönüşüyor.

O bizim kimliğimizin ana ekseni oluyor. Bu mana da eğer akıllı bir ebeveyn isek çocukta hangi rolün kalıcı olmasını istiyorsak bütün stratejilerimizi onun üzerine yapabiliriz yani olumlu pekiştireçler. Ona saygı duyma aman tanrım müthiş yapıyorsun istemediğimiz şekli ilgili olarak ta belki eh idare eder dersek o rolden çocuk veya çevre vazgeçirmeyi temin ediyor.

İşte bu yapılar on üç yirmi yaş arasında kimlik ve kişiliği bu harmanlanması kendine ait bir tarz çıkarıyor. O yaşa kadar anne babanın sentezi veya kopyası olan yapı anne babanın haricinde öğretmenler idol edindiği insanlar arkadaşlardan almış olduğu rol örneklerinden rol fragmanlarından onları güzel bir teknede hamur gibi yoğurup kendine has bir hamur inşaa ediyor.

Bir kek yapıyor, bir kumaş dokuyor. Artık onun kimliği diğerlerinden farklıdır. Ama içine girdiğimizde hep başkalarından alınmış parçalardan oluştuğunu görürsünüz. İşte bu, bu kimlik yapı kendi içinde dengeli ise kendi içinde sağlıklı ise kendi içinde sağlıklı ve rasyonel ve reel yapılar içeriyorsa toplumsal ilişkilerinde nesne ilişkilerinde doygun dingin huzurlu barışık üretken ve sevecen bir yapıyı ortaya çıkartıyor.

Alıntı www.psikoterapi.com

Psikolog/Psikoterapist Tülay ASAL

Psikoterapi

Psikoterapi hakkında ne biliyorsunuz?

Çoğu insanın bildiğinin aksine psikoterapi için herhangi bir ruh hastalığına sahip olmanız gerekmiyor.

Çeşitli şikâyetlerle kendimizi adeta hastaneye atarız bir gün. Artık ne olursa olsun düzenli bir kontrolden geçmeli, tansiyonumuza, şekerimize, kalbimize vs. baktırmalı, tahlillerimizi yaptırmalı, sağlığımızı ihmal etmemeliyiz diye karar veririz. Sonuçlar da olumlu çıkıp, doktorumuz da rahatlatıcı konuşup güzel tavsiyeler verirse ne ala. Belki biraz daha dikkat, iyi beslenme ve de sporla günlük yaşamın olağan, çoğu kez de yoğun ve stresli koşuşturmacasına geri döneriz.

Oysaki birbirini takip eden bu koşuşturmacalarda birçok duygu ve düşünce ifade imkânı bulamadan ya da sindirilemeden kalır. Öteleriz, erteleriz, sonraki günlere haftalara bırakırız, kaçınır, üstünü örtmek isteriz… Derken, böyle böyle birçok katman oluşur içimizde bir yerlerde. Söze, anlatıma, duygulanıma dökülmeyi, kısacası bizim tarafımızdan duyulmayı bekleyen bir sürü katman.

İşte psikoterapi, içimizde bir yerlerde yığılan ve çoğu kez de altında ezildiğimiz bu katmanların teker teker ele alınmasıdır: es geçtiğimiz duygularımıza, öteden beri zihnimizin bir yerlerinde bizi rahatsız eden düşüncelerimize, bizi heyecanlandıran hayallerimize, arzumuza kulak vermeyi öğreniriz. Psikoterapi, kendimize kendi içimizden bakmayı deneyimlediğimiz bir süreçtir.

Ne işe yarar? 

Öncelikle, geliş nedenimiz-şikâyetimiz her neyse (depresyon, sinirlilik hali, kaygı durumu, panik atak, takıntılar vs.) onu dindirmeye yarar. Daha geniş çerçevede düşündüğümüzdeyse bu bir keşif sürecidir. Her birimizin bir hikâyesi vardır. Psikoterapi sürecinde, hikâyemizi oluşturan, bizde iz bırakan ya da iz bırakmaksızın bir yerlerde asılı kalmış yaşanmışlıklarımız adeta yeniden birbirine örülür. Konuşurken, anlatırken hikâyemizi yeniden yazarız, doluları boşaltırken yükümüzü hafifletir, boşlukları da doldurmaya çalışır, yeni anlamlar buluruz. Laf lafı açar, konunun içinden konu, kutunun içinden kutu, hikâye içinden hikâye çıkar. Kimi zaman karmaşık, çelişkili, tuhaf kimi zamansa tutkulu, heyecan verici yanlarımızla karşılaşırız. Bu kendimizi keşfe daldığımız bir karşılaşmadır.

Nelerden bahsedilir? 

Rüyalarımızdan, düşlemlerimizden, çağrışımlarımızdan, gereksiz, saçma, tuhaf, anlamsız ya da ayıp gelse de bizi bir şekilde meşgul eden her türlü duygu, düşünce, kaygı, korku, endişe ve heyecanlardan…

Ne kadar sürer?
Bu büyük oranda kişinin geliş nedenine, şikâyetine ve ritmine bağlıdır. Terapi sürecine alışmak, terapiste güvenmek, danışan ve terapist arasındaki terapötik bağın oluşması zaten belli bir süre (ortalama 3-4 seans) almaktadır. Bunun yanı sıra kendimizle ilgili bir şeyleri ele almaktaki dirençlerimiz ve savunma mekanizmalarımız süreyi etkiler.

Terapi süreci bu dirençlerin ve savunma mekanizmalarının, bir diğer deyişle kendimizi sakladığımız ve ardında koruduğumuz duvarların zamanla aralanması ve yerine bize daha az zarar verici geçitlerin, köprülerin inşa edilmesidir. Bununla birlikte her bir seansın süresi 45 dakikadır ve bu süreçten fayda görmek, bu çalışmayı ne kadar düzenli yürüttüğümüze bağlıdır.

Psikoterapist kimdir?
Psikoterapist, psikolog ya da psikiyatristin çalışma tekniğini belirtir. Psikoterapist özel olarak bu tekniğin eğitimini almış ve kendisi de bu süreçten geçip, deneyimlemiştir. Psikoterapist, söylenilen ve anlatılanlar aracılığıyla kişinin iç dünyasına, onu oluşturan temel dinamiklere gidecek yolu açan, sorduğu sorular ve yaptığı yorumlar sayesinde kişiye kendi iç dünyasından belirenleri duyuran kişidir. Böylelikle de danışanının kendisine ve hayata karşı daha az ıstırap verici bir bakış geliştirebilmesini amaçlar.

Kimler faydalanabilir?
Bu çalışmayı yapmaya istekli ve ihtiyaç duyan herkes. Tabii ki de her psikoterapi çalışması kişiye özgüdür ve bundan elde edilebilecek faydaları kişinin kendisine has içsel dinamikleri belirler.  Çalışan, aynı zamanda eş ve anne olan kadın bu çalışmadan farklı yarar sağlayacak, bu onun için kendisine zaman ayırdığı bir soluklanma süreci olabilecektir.

İşini kaybetme sıkıntısıyla yaşayan biri bu kaygısıyla daha iyi başa çıkma yolunu öğrenecek, sürekli iş değiştiren herhangi bir işte tutunamayan başka biriyse belki de bu süreçte asıl arzusu ve motivasyonunun farkına varacaktır. Yalnız yaşayan, ya da çocuğunu tek başına büyüten bir kadın içinse bu süreç onun için hem bir destek hem de bir paylaşım alanı olacaktır. Bu örnekleri sayısız olarak çoğaltabiliriz. Önemli olan, sorunlarımızın içinde yitip gitmememiz ve onlara gerekli ve yeterli mesafeyi alabilmemiz, dahası kendimize ait yeni bir bakış ve içgörü geliştirebilmemizdir.
Psikolog/Psikoterapist

Tülay ASAL