Etiket: psikoterapi nedir

Psikoterapi

Psikoterapi hakkında ne biliyorsunuz?

Çoğu insanın bildiğinin aksine psikoterapi için herhangi bir ruh hastalığına sahip olmanız gerekmiyor.

Çeşitli şikâyetlerle kendimizi adeta hastaneye atarız bir gün. Artık ne olursa olsun düzenli bir kontrolden geçmeli, tansiyonumuza, şekerimize, kalbimize vs. baktırmalı, tahlillerimizi yaptırmalı, sağlığımızı ihmal etmemeliyiz diye karar veririz. Sonuçlar da olumlu çıkıp, doktorumuz da rahatlatıcı konuşup güzel tavsiyeler verirse ne ala. Belki biraz daha dikkat, iyi beslenme ve de sporla günlük yaşamın olağan, çoğu kez de yoğun ve stresli koşuşturmacasına geri döneriz.

Oysaki birbirini takip eden bu koşuşturmacalarda birçok duygu ve düşünce ifade imkânı bulamadan ya da sindirilemeden kalır. Öteleriz, erteleriz, sonraki günlere haftalara bırakırız, kaçınır, üstünü örtmek isteriz… Derken, böyle böyle birçok katman oluşur içimizde bir yerlerde. Söze, anlatıma, duygulanıma dökülmeyi, kısacası bizim tarafımızdan duyulmayı bekleyen bir sürü katman.

İşte psikoterapi, içimizde bir yerlerde yığılan ve çoğu kez de altında ezildiğimiz bu katmanların teker teker ele alınmasıdır: es geçtiğimiz duygularımıza, öteden beri zihnimizin bir yerlerinde bizi rahatsız eden düşüncelerimize, bizi heyecanlandıran hayallerimize, arzumuza kulak vermeyi öğreniriz. Psikoterapi, kendimize kendi içimizden bakmayı deneyimlediğimiz bir süreçtir.

Ne işe yarar? 

Öncelikle, geliş nedenimiz-şikâyetimiz her neyse (depresyon, sinirlilik hali, kaygı durumu, panik atak, takıntılar vs.) onu dindirmeye yarar. Daha geniş çerçevede düşündüğümüzdeyse bu bir keşif sürecidir. Her birimizin bir hikâyesi vardır. Psikoterapi sürecinde, hikâyemizi oluşturan, bizde iz bırakan ya da iz bırakmaksızın bir yerlerde asılı kalmış yaşanmışlıklarımız adeta yeniden birbirine örülür. Konuşurken, anlatırken hikâyemizi yeniden yazarız, doluları boşaltırken yükümüzü hafifletir, boşlukları da doldurmaya çalışır, yeni anlamlar buluruz. Laf lafı açar, konunun içinden konu, kutunun içinden kutu, hikâye içinden hikâye çıkar. Kimi zaman karmaşık, çelişkili, tuhaf kimi zamansa tutkulu, heyecan verici yanlarımızla karşılaşırız. Bu kendimizi keşfe daldığımız bir karşılaşmadır.

Nelerden bahsedilir? 

Rüyalarımızdan, düşlemlerimizden, çağrışımlarımızdan, gereksiz, saçma, tuhaf, anlamsız ya da ayıp gelse de bizi bir şekilde meşgul eden her türlü duygu, düşünce, kaygı, korku, endişe ve heyecanlardan…

Ne kadar sürer?
Bu büyük oranda kişinin geliş nedenine, şikâyetine ve ritmine bağlıdır. Terapi sürecine alışmak, terapiste güvenmek, danışan ve terapist arasındaki terapötik bağın oluşması zaten belli bir süre (ortalama 3-4 seans) almaktadır. Bunun yanı sıra kendimizle ilgili bir şeyleri ele almaktaki dirençlerimiz ve savunma mekanizmalarımız süreyi etkiler.

Terapi süreci bu dirençlerin ve savunma mekanizmalarının, bir diğer deyişle kendimizi sakladığımız ve ardında koruduğumuz duvarların zamanla aralanması ve yerine bize daha az zarar verici geçitlerin, köprülerin inşa edilmesidir. Bununla birlikte her bir seansın süresi 45 dakikadır ve bu süreçten fayda görmek, bu çalışmayı ne kadar düzenli yürüttüğümüze bağlıdır.

Psikoterapist kimdir?
Psikoterapist, psikolog ya da psikiyatristin çalışma tekniğini belirtir. Psikoterapist özel olarak bu tekniğin eğitimini almış ve kendisi de bu süreçten geçip, deneyimlemiştir. Psikoterapist, söylenilen ve anlatılanlar aracılığıyla kişinin iç dünyasına, onu oluşturan temel dinamiklere gidecek yolu açan, sorduğu sorular ve yaptığı yorumlar sayesinde kişiye kendi iç dünyasından belirenleri duyuran kişidir. Böylelikle de danışanının kendisine ve hayata karşı daha az ıstırap verici bir bakış geliştirebilmesini amaçlar.

Kimler faydalanabilir?
Bu çalışmayı yapmaya istekli ve ihtiyaç duyan herkes. Tabii ki de her psikoterapi çalışması kişiye özgüdür ve bundan elde edilebilecek faydaları kişinin kendisine has içsel dinamikleri belirler.  Çalışan, aynı zamanda eş ve anne olan kadın bu çalışmadan farklı yarar sağlayacak, bu onun için kendisine zaman ayırdığı bir soluklanma süreci olabilecektir.

İşini kaybetme sıkıntısıyla yaşayan biri bu kaygısıyla daha iyi başa çıkma yolunu öğrenecek, sürekli iş değiştiren herhangi bir işte tutunamayan başka biriyse belki de bu süreçte asıl arzusu ve motivasyonunun farkına varacaktır. Yalnız yaşayan, ya da çocuğunu tek başına büyüten bir kadın içinse bu süreç onun için hem bir destek hem de bir paylaşım alanı olacaktır. Bu örnekleri sayısız olarak çoğaltabiliriz. Önemli olan, sorunlarımızın içinde yitip gitmememiz ve onlara gerekli ve yeterli mesafeyi alabilmemiz, dahası kendimize ait yeni bir bakış ve içgörü geliştirebilmemizdir.
Psikolog/Psikoterapist

Tülay ASAL